YENİ UMUT: BİOTEKNOLOJİ ÇAĞI

Eos & TithonusMitolojideki tanrılar mutlak güce sahipti; yaşama ve ölüme hükmetmek, hastayı iyileştirmek ve yaşamını uzatmak… Yunan ve Roma mitolojilerinde şafak tanrıcası güzeller güzeli Eos’tan bahsedilir. Eos, günün birinde yakışıklı ölümlü Tithonus’a aşık olur. Eos, tanrıça olmanın verdiği ölümsüzlüğe sahipken, Tithonus’un kaderi yaşlanma ve zamanı gelince ölme üzerine kuruluydu. Eos, sevgilisinin kaçınılmaz sonunu değiştirmesi ve ölümsüzlük bahşetmesi için tanrıların babası Zeus’a yalvarır. Aşıkların haline acıyan Zeus, Tithonus’u ölümsüzlükle taçlandırır. O heyecan içinde Eos sevgilisi için sonsuz gençlik istemeyi unutur. Tithonus, ölümsüz olmuştur ama vücudu yaşlanır. Ölebilme şansından yoksun Tithonus, yıllar içinde aşırı yaşlanır, yetilerini ve yeteneklerini kaybeder ve sonsuza kadar acı ve eziyet içinde yaşar.

Ölüm ve yaşlanma, 21. yüzyıl tıbbının başetmekle yükümlü olduğu en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bilim insanları günümüzde yaşamın kodları olan insan genom yapısını çözmüş ve hayat kitabını okuyacak hale gelmiştir. Bu durum yaşlanmanın arkasındaki gizemi çözecek olanaklar sağlamaktadır. Ama sağlıklı ve dinç bir yaşam sağlanmaksızın uzatılacak yaşam süresi Tithonus’un da sonunda farkettiği gibi sozsuz bir cezadan başka bir şey olmayacak.

İnsanoğlu, bu yüzyılın sonunda yaşam ve ölüm üzerinde mitolojik tanrıların sahip olduğu hakimiyete yakın bir yetkinlik kazanacak. Bu güç, sadece hastalıkların iyileştirilmesi ile sınırlı kalmayacak, insan anatomisinin geliştirilmesi ve yeni yaşam biçimlerinin oluşturulmasını sağlayacak.

1953 senesinde DNA yapısının çözülmesinden sonra yaşanan moleküler genetikteki hızlı gelişim, tıpta dönüm noktası olarak kabul edilebilecek “insan genom projesi” nin gerçekleşmesini sağladı. 2003’de tamamlanan proje sonunda herkes kişisel gen haritasını bir CD-ROM içinde taşıma şansına erişti. Kuantum teorisi ve Moore yasası sayesinde karmaşık ve pahalı bir süreç olan gen sekansı robotlar tarafından yapılır hale geldi. Bir kaç sene içinde ortalama bir insanın kendi gen haritasına sahip olabileceği maliyetlere inecek.

Gelecekte, doktor hastalığı iyileştiremediğinde, iyileşmeyen organı hastanın kendi hücrelerinden üretilmiş yeni bir organla değiştirecek. Tıp biliminin en sıcak konularından biri olan “doku mühendisliği” sayesinde bilim adamları laboratuvar ortamında bugüne kadar; deri, kan, damar, kalp kapakcığı, kartilaj, kemik, burun ve kulak ürettiler. 2030 senesine kadar vücuttaki her organın hastanın kendi hücrelerinden üretilebileceği bilim dünyasında konuşuluyor. Önümüzdeki 5 sene içinde üretilecek karaciğerler sayesinde alkolizm nedeni ile oluşan sirozlara çare bulunabileceği konuşuluyor. Diğer yandan organ üretiminin (nasıl olsa eskisinin yerine yenisini değiştiririm düşüncesiyle) bağımlılıkları tetikleyebileceği de bir gerçek.

Doku mühendisliğinin bir adım sonrasını “kök hücre” teknolojisi oluşturuyor. Kök hücre; tüm hücrelerin “anası” olarak anılıyor ve vücudun her hangi bir hücresine dönüşebilme özelliği taşıyor. Hücreler, geliştikçe sadece özelleşmiş genetik kodlarını korurken, embryonik kök hücreler dönüşebilme özelliklerini yitirmiyor. Bu nedenle; diabet, kalp hastalığı, Alzheimer, Parkinson ve bazı kanser türlerini iyileştirme potansiyeline sahipler. Gelecekte kök hücrelerin tüm hastalıklar üzerinde etkin katkısı olacağını düşünmek hayalcilik olmayacaktır. Özellikle günümüzde tedavisi imkansız olan omurilik harabiyetleri, kök hücre teknolojisinin gelişmesi ile birlikte tedavi edilebilir bir hale gelecektir.

Organ geliştirme konusunda diğer bir çalışma da; rejenerasyon kabiliyeti olan ve kopan bir ekstremitesinin yerine yenisi çıkan semender (bir kertenkele türü) ler üzerine yürütülmektedir. Bilimsel çalışmalarda bu yöntemle kopan bir parmak ucu, yeniden yaratıldı.

Şayet vücudun bir organını yeniden oluşturabiliyorsak, komple bir insanı yeniden oluşturabilir, başka bir deyişle tam bir genetik kopyasını yaratabilirmiyiz ? Cevap : Evet ! Prensip olarak günümüzde “Klonlama” mümkün… Aksine bir çok rapor ve demeç olmasına rağmen henüz tam olarak gerçekleştirilmese de…

Hayvanlar üzerinde 3. nesil klonlama gerçekleştirilmişken insan klonlamasıyla ilgili iddialar spekülasyondan öteye geçememektedir. İnsan klonlaması bir gün mümkün olsa bile bir çok sosyal ve yasal engel ile karşılaşacaktır. Bu nedenle bilim dünyası klonlamanın yaygın ve rutin bir uygulama olmayacağını düşüncesindedir.

Gen tedavisi; Genom projesi, yaşayan her canlıda yaklaşık yarım düzine genin hatalı olduğunu ortaya çıkardı. Geçmişte bu nedenle ölümcül hastalıklara maruz kalırken, gelecekte gen tedavileri ile bunların çoğundan kurtulabileceğiz. Tarihin derinliklerinden beri genetik hastalıklar insanlığı bir çeşit lanet olarak etkilemiş, bazı durumlarda tarihin akışını değiştirmiştir.

Avrupa’da hanedan içi evliliklerin yaygınlığı nedeni ile genetik hastalıklar yüzyıllar boyu soyluların baş ağrısı oldu. İngiltere kralı 3. George genetik bir hastalık olan Porfirya’dan mustaripti. Geçici delilik atakları geçirirdi. Bazı tarihçilere göre; bu özelliği kolonilerle iyi geçinememesine sebep olmuş, bu da 1776 senesinde bu kolonilerin bağımsızlıklarını ilan etmesi ile sonuçlanmıştır.

Kraliçe Viktorya, kontrol edilemeyen kanamalara neden olan hemofili genine sahipti. Çoğu Avrupa’daki diğer soylularla evlenen 9 çocuğa sahip olduğu için hemofili, bir hanedan hastalığı olarak Avrupa’da yayıldı. Rusya’da 2. Nicholas’ın oğlu olan Viktorya’nın 2. Kuşaktan torunu Alexis hemofili hastalığına sahipti. Hastalığı senelerce Rasputin adında yarı deli bir şahsiyet tedavi etti. Rasputin zaman içinde oldukca güçlenip, Rus hanedanını çökertince gerekli reformlar yapılamadı ve yine bazı tarihcilere göre 1917’deki Bolşevik devriminin sebebi oldu.

Gen tedavisi gelecekte, aralarında sistik fibrosis, Tay-Sachs, orak hücreli anemi bulunan 5,000 kadar genetik hastalığın çaresi olacak. Gen tedavisi iki şekilde uygulanıyor olacak;

Somatik gen tedavisi; şahısta kırık genin düzeltilmesinden ibaret olup, şahıs öldüğünde etkisi de sona erecek bir uygulamadan ibarettir.

Germ-line gen tedavisinde ise cinsiyet hücrelerinin genleri tedavi ediliyor olduğundan, düzeltilmiş gen bir sonraki nesile hatta daha sonrasına aktarılabilmektedir.

Gen tedavisinin en büyük hedefi kanserdir. Kanserlerin hemen %50’si P53 genindeki harabiyetlere bağlıdır. P53 geni uzun ve karmaşık olduğu için muhtemelen çevresel ve kimyasal faktörlerden etkilenmektedir. Örneğin sigara P53 genindeki 3 değişik lokasyonda mutasyona sebep olmaktadır. Gen terapisi bu mutasyonların düzeltilmesi yoluyla belli formlardaki akciğer kanserini tedavi edebilir.

Kanser Genom Projesindeki çalışmalara göre bir akciğer kanserindeki hücreler kanserleşene kadar 23,000 mutasyona maruz kalıyor. İçilen her 10-15 sigara bir mutasyona sebep oluyor. Akciğer kanseri dünyada bir senede büyük bölümü sigara içmekten kaynaklanan 1 milyon ölüme sebep oluyor.

Kanserin moleküler ve genetik köklerini hedefleyen bir çok tedavi ve uygulama yakın gelecekte birbiri ardı sıra gündemimize girecek. Bu tedavilerden bazıları;

-          Antiangiogenesis; bir tümörün kan desteğini engelleyerek oluşmasını önleme yöntemi

-          Nanopartiküller; kanser hücrelerine yönlendirilen “akıllı bomba”lar

-          Gene tedavisi; özellikle P53 genine yönelik

-          Direkt kanser hücresini hedefleyen yeni nesil ilaçlar

-          Kanser yapıcı özelliği olan virüslere (HPV gibi) karşı üretilen aşılar

Bilim adamlarına göre, ne yazık ki kansere karşı sihirli bir çözüm bulmaktan uzağız. Muhtemelen kanser ölümlerindeki ciddi azalma, kanser olmuşmadan yıllar önce bizi uyaracak DNA çiplerinin vücudumuza uygulanması ile mümkün olabilecek.

Sonuç olarak; bioteknoloji, müleküler düzeyde çalışmalar, DNA sekans çalışmaları, bilişim teknolojilerindeki hızlı ilerleme; hiç kuşku yok ki önümüzdeki 20-30 senede bizi bugünkünden daha sağlıklı, daha genç görünümlü yapacak, daha uzun yaşamamızı sağlayacak… 2030 sonrasında insan öyle görünüyor ki Tithonus’un durumuna düşmeyecek.

Bu yazı Fütürizm, Kişisel Sağlık, Yayınlanmış Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>